İlahi Adalet

1
4.722

Bir gün Hz. Musa (a.s.) Allah’a yalvararak İlahî adaletin tecellisini gözüyle görmek ister. Allah’a dua ederek böyle bir olaya şahit olmak ister.

Duasını kabul eden Cenab-ı Hak, Hz. Musa’ya:
“Falan sahradaki çeşmenin yanına git, bir tarafa gizlen, hikmet ve adaletimi seyret” buyurur.
Hz. Musa, sahraya varır, çeşmenin bulunduğu yerde bir ağacın arkasına gizlenir, beklemeye başlar. Sahranın bir ucundan genç bir atlı çeşmenin başına gelir. Atından iner, suyunu içer, koynundan bir kese altın çıkararak çeşmenin başına bırakır. Biraz dinlendikten sonra atına atlayarak yoluna devam eder fakat altın kesesini koyduğu yerden almayı unutur.

Biraz sonra suyun başına bir delikanlı gelir. Suyunu içip dinlendiği sırada çeşmenin yanında bir kese altın görür. Keseyi alır, oradan ayrılarak kaybolur. Yoluna koyulur.

Bir müddet sonra çeşme başına bu defa da kör bir adam gelir. Abdest alarak namaz kılar, yorgunluğunu çıkarmak için bir tarafa oturur. İşte tam bu sırada altın kesesini unutan genç gelir. Bıraktığı yerde keseyi görmeyince kör adama çıkışır.

“Altınlar nerede, ne yaptın” der ve keseyi adamın aldığını düşünerek onu sıkıştırır. Adam almadığına dair her ne kadar yemin ettiyse de inandıramaz.

Sonunda delikanlı belinden kılıcını sıyırdığı gibi kör adamın başını gövdesinden ayırır. Adamın üzerini ararsa da bir şey bulamaz ve çekilir, gider.

Hz. Musa, gördüğü ürkütücü manzara karşısında hayrete düşer. Olayların gerçek hikmetini öğrenmek için Allah’a duada bulunur:

Allah’ım der. “Azamet ve Kibriyan hakkı için beni bu hikmet ve ibretten haberdar et.”

O sırada Cenab-ı Hak, Hz. Cebrail’i gönderir. İlahî fermanı açıklamasını emreder. Olayların gerçek sebebini ve hikmetini Hz. Cebrail teker teker anlatır:

“Ya Musa gözlerinle görüp de bir mana veremediğin olayın hikmeti şudur: Çeşme başında altınları görüp de alan gencin babası, altını bırakan gencin babasının yanında birkaç sene işçi olarak çalışmıştı. Fakat haksızlık ederek ücretini vermemişti. Adam hakkını ne kadar istediyse de alamamıştı. İşini yaptıran adam bir Müslüman’a zulmederek hakkını zimmetine geçirdi. Öldükten sonra da işçinin hakkı olan para oğluna miras kaldı. İşte, çeşme başında gencin aldığı bir kese dolusu altın, babasının hakkı olup da alamadığı altın kadardı. Bu suretle Cenab-ı Hak seneler sonra hak sahibine hakkını vermiş oldu.

O kör adam ise gözleri varken, altınları çeşme başında unutan gencin babasını öldürmüştü. O zamanlar bu genç, çocuk yaştaydı. İşte babasının katilini öldürerek kısası yerine getirmiş oldu. Allah’ın takdiri de zaten bu şekildedir.”

Böylece bir nesil sonra kaderin adaleti tecelli etmiş oldu. Zalim cezasını çekti, hak sahibi de hakkına kavuşmuş oldu.

Karşılaştığımız birçok olaylarda gerçek sebebi göremediğimiz ve bilemediğimiz için hayrete düşeriz. Sadece insanların zulmünü görüp kaderin payını düşünmeyiz.
İnsanlar bazı durumlarda gizli günahlarının veya daha önce yaptıkları bir zulmün cezasını çekerler. Bazen de haksız yere zulme uğrayan kimselere çok acır, olayın gerçek yüzü olan kaderin belirmesini ve adaletini dikkate alamayız.

Hâlbuki zulmün yerde kalmayacağı, er geç zalimin cezasını çekeceği gerçeği, her zaman ibretli bir şekilde ortaya çıkar.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here